Tükoder Logo
slogan
Anasayfa Hakkımızda Şubeler Üyelik Tüzük Arşiv İletişim

dikkat
sikayetler
kampayalar
mevzuat
dikkat
Tükoder Kimdir?
Bize Ulaşın
Zamlar
Avrupa Birliği
 
Cari İşlemler Açığı

Cari İşlemler Açığı Türkiye'nin Sürdürülebilir Ekonomik Büyümesi İçin Risk Faktörü Haline Gelmiştir! Günlük ekonomi dilinde çok sık kullanılan cari işlemler açığı, ödemeler bilânçosunun bir kalemini oluşturan cari işlemler hesabının eksi değer almasıdır. Yani, böyle bir durumda kabaca, ülkenin ihraç ettiği mal ve hizmetlerden elde ettiği ödeme, ülkenin yurtdışından ithal ettiği mal ve hizmetlere yaptığı ödemeden azdır. Bir anlamda yurtdışında aldıklarımıza paramız yetmemiş ve yine yurtdışından borç almışızdır. Zengin kuzey ülkeleri faizlerini düşürmeye başladığından beri bu ülkelerden gelişmekte olan ülkelere doğru belirgin bir spekülatif sermaye akımı oluştu. 2003 yılından itibaren yabancılar için göreceli olarak getirisi daha cazip olan ülkemize sıcak para tabir edilen fonlar gelmeye başladı. Cari açığımızı finanse etmemizde işte bu fonlar kullanıldı-kullanılıyor. Burada sıkıntı şu: bu sermayenin yarın kaçıp gitmeyeceğini kimse garanti edemiyor. Amerika Birleşik Devletleri, Avrupa Birliği ve Japonya'da merkez bankaları faizleri daha da yükselme eğilimine girdi. Bu durumda dış kaynaklar kesilebilir veya aksamaya uğrayabilir.Yada politik nedenlerle aniden ülkemizde gidebilir. Cari açığın finansmanında bu nokta itibari ile sorun yaşayabiliriz.

Cari Açığımız 2006 Yılı 35 Milyar US Dolarına ulaştı.

Günlük ekonomi dilinde çok sık kullanılan cari işlemler açığı, ödemeler bilânçosunun bir kalemini oluşturan cari işlemler hesabının eksi değer almasıdır. Yani, böyle bir durumda kabaca, ülkenin ihraç ettiği mal ve hizmetlerden elde ettiği ödeme, ülkenin yurtdışından ithal ettiği mal ve hizmetlere yaptığı ödemeden azdır. Bir anlamda yurtdışında aldıklarımıza paramız yetmemiş ve yine yurtdışından borç almışızdır. Zengin kuzey ülkeleri faizlerini düşürmeye başladığından beri bu ülkelerden gelişmekte olan ülkelere doğru belirgin bir spekülatif sermaye akımı oluştu. 2003 yılından itibaren yabancılar için göreceli olarak getirisi daha cazip olan ülkemize sıcak para tabir edilen fonlar gelmeye başladı. Cari açığımızı finanse etmemizde işte bu fonlar kullanıldı-kullanılıyor. Burada sıkıntı şu: bu sermayenin yarın kaçıp gitmeyeceğini kimse garanti edemiyor. Amerika Birleşik Devletleri, Avrupa Birliği ve Japonya'da merkez bankaları faizleri daha da yükselme eğilimine girdi. Bu durumda dış kaynaklar kesilebilir veya aksamaya uğrayabilir.Yada politik nedenlerle aniden ülkemizde gidebilir. Cari açığın finansmanında bu nokta itibari ile sorun yaşayabiliriz.

Bu bakımdan cari açık bir sorundur. Ama asıl sorun cari açığın kendisi kadar finanse ediliş biçimidir. Cari açığın üçte birlik kısmı kaynağı belirsiz sıcak para hareketlerinden kaynaklanırken kalan miktar yabancıların menkul kıymet alışlarından kaynaklanmaktadır. Burada dikkat çeken diğer bir konu ise Türklerinde yurtdışı firmalar aracılığı ile yurtdışında menkul kıymet satın alarak aynen yabancılar gibi döviz açığı üzerinde 3,4 milyar dolarlık bir baskı oluşturmalarıdır. 2006 rakamları ile cari açık TCMB 'sınca 33.7 milyar dolar olarak açıklanmışken kimi çevreler geriye dönük işlemlerle miktarın düşürüldüğünü esas tutarın 35 milyar dolar olduğunu ifade etmektedirler. 33,7 yada 35 milyar dolar her iki rakamda Ülkemizin şimdiye kadar gördüğü en yüksek cari açıktır ve toplam cumhuriyet döneminde verilen cari açıktan daha yüksektir.

Bunun diğer anlamı ise bu tutarın Türk finans piyasasına giren sıcak para demektir. Yani cari açık esas itibari ile kısa vadeli borç yaratan sermaye ve portföy yatırımları ile finanse edilmektedir ki esas tehlike de bu finanse ediliş biçiminde yatmaktadır. Bu hem ülke içinde parası olan ve bu parasını yurtdışı yatırım firmaları aracılığı ile portföye sahip olan yerli sermaye çevrelerinin hem de yabancı oyuncuların Türk ekonomisi üzerinde baskı kurmalarına ortam sağlamaktadır. Bu çevrelerin Hükümet politikaları üzerinde ki politik baskı kurma araçlarıdır. Bu durum aynı zamanda ülkemizin dış borç stokunu (tutarını da ) artırmaktadır. IMF verilerine göre dış borçlar kaleminde olan portföy yatırımları yani devlet borçlanma kağıtlarına yatırılan yabancı para tutarı 2002 yılında 23.9 milyar dolarken 2003 de 33,2 milyar dolara 2004 te ise 51,6 milyar dolara çıkmıştır. Mevcut politikaların sürmesinde çıkarı olan çevrelerin ve iktidar çevrelerinin temel tezi "cari açığın finansmanında bir sorun olmadığı sürece tehlike yoktur" yaklaşımıdır ki bu tümüyle yanıltıcı bir yaklaşımdır. Türkiye'nin büyüme temposu ve işsizlik sorunu ile birleşince cari açığın Türk ekonomisinin yumuşak karnı olduğu çok açık bir olgudur. Bu olgu TÜKODER olarak sadece bizin tespitimiz değil ekonomi ve iş çevreleri de aynı kaygıyı paylaşmakta yumuşak veya sert biçimde bu olguya dikkat çekmektedirler. Uluslar arası değerlendirme kuruluşlarından Standard & Poor's (S&P) Türkiye Analisti Faruk Soussa, geçtiğimiz günlerde "uluslararası gelişmelerin Türkiye'de kriz yaratıp yaratmayacağına ilişkin, ''Uluslararası sermaye akışları devam edecek ama dalgalanma olabilir, seçim öncelerinde bir dalgalanma görülebilir'' açıklamasını yapmıştır.

Soussa, cari açığın Türkiye'nin kredi raitinginde en büyük sıkıntı olduğunu vurgularken, ''Cari açıkta ara mallar çok belirleyici. Türkiye'nin cari açığının büyük kısmı ekonomik büyümeyle ve petrol fiyatları artışıyla ilgili. Bundan kaçış yok'' derken yabancı yatırımların en dezavantajlı yanının geldikleri gibi çabuk giden yatırımlar olduğuna dikkati çekmiş ve , ''Sanırım Mayıs'ta bir ay içinde 3 milyar dolar çıktı. 3 milyar doların döviz kuruna etkisi doğrudan düşüş oldu ve YTL yüzde 25 değer kaybetti'' diye konuştu.

Türkiye'den yapısal reformlar ve sosyal güvenlik reformlarının devamını beklediklerini anlatan Soussa, Türkiye'nin kısa vadeli şoklar yaşayabileceği görüşünü aktarmıştır.

Bu konuda diğer bir değerlendirme ise TÜSİAD'ın Başkanı Ömer Sabancı'dan gelmiştir. Sabancı TÜSİAD toplantısında Türkiye ekonomisinin 2001 yılındaki krizden sonra yakaladığı büyüme performansını sermaye girişlerine bağlamış , cari açık konusuna da ise, "2006 yılı itibarıyla artan cari açığımızın sürdürülebilirliğine ilişkin kamuoyunda çeşitli tartışmalar yapılmaktadır. Cari işlemler açığı, yapısı itibariyle Türkiye'nin sürdürülebilir ekonomik büyümesi için bir risk faktörü haline gelmiştir. Mevcut ekonomik yapının ve iktisadi temellerdeki gelişmelerin doğal bir sonucu olarak ortaya çıkan bu durum, finansman kaynaklarının nereden ve nasıl elde edildiğinin ve bu kaynakların nasıl kullanıldığının derinlemesine analiz edilmesi gerekliliğini de beraberinde getirmektedir" değerlendirmesinde bulunmuştur. Daha açık bir ifade ile cari açığın Türkiye için bir risk olduğunu ve riskinde bu finansmanın kaynağının sıcak para girişinden elde edilmesinden ortaya çıktığını aynen Standart and Poor's un yöneticisi gibi girdiği gibi çabucak ta kaçabileceğinin vurgusunu yapmıştır.

Cari açık problemini ortadan kaldırmak için ne yapmalı sorusunun yanıtı aslında açıktır ; ya cari açığın finanse edilebilmesi sağlanacak ya da cari açığı azaltmaya yönelik önlemler alınacak. Kimi çevrelerin Bu durumda ne yapmak gerekli? Sorusuna yanıtı "Öncelikle, şu anda cari açığımızı finanse eden yabancı fonların kesilmesine, kaçmasına sebep olacak gerek siyasi gerekse ekonomik istikrarsızlıklardan uzak durmak lazım." yaklaşımıdır. Bunun Türkçe okunuşu ise ABD ve AB ne diyorsa aynen yapalım yoksa maazallah sıcak para geldiği gibi gider bizde 2001 de olduğu gibi kriz yaşarızdır. Bu görevi ise tabiî ki hükümette vermektedirler. Bu yaklaşım ekonomik ve politik olarak bağımlılık politikasıdır. Peki cari açık nasıl azaltılır bu noktada ekonomistlerin görüşü özet olarak şöyledir: Cari açığı azaltmak ise üç yolla mümkün. İlk olarak Merkez Bankası döviz piyasasına müdahale eder, döviz satın alır ve kuru yukarıya çekmeye çalışır. Böyle bir durumda kurların yükselmesi ile ithal mal yurtiçine göre pahalılaşır, ihraç malımız ise yabancı için ucuzlar, dolayısıyla ithalat kısılır, ihracat artar. 2002 yılından beri Merkez Bankası döviz alıyor; hatta en son 15 Şubat 2006'da yapılan 5 milyar dolarlık alım kurlara neredeyse etki etmedi. Demek ki bugünkü şartlarda alım yoluyla müdahale başarısız. Bir diğer yol, Merkez Bankası'nın gösterge faizi düşürerek piyasa faizlerinin düşüşüne yol açması ve böylece dövizden Türk Lirası'na geçişleri yavaşlatarak kurun yükselmesini sağlaması. Merkez Bankası 2002 yılından beri gösterge faizi 30 puan düşürdü ama kura belirgin bir etkisi olmadı. Demek ki bu yol da şimdilik geçersiz gibi. Son yol ise yurtiçi vergileri arttırmak ve böylece dış talebi kısmak. Bu yöntemde dış talep kısıldığı gibi iç talep de kısılmış olur. İç talep kısıldığı zaman üretim dolayısıyla büyüme azalacağı için ne üreticiler ne tüketiciler bu durumda hoşnut kalır.

Ancak 2006 yılının gerçekleşen bütçe gelirlerine baktığımızda veya 2007 'de başta tüketim vergileri-dolaylı vergiler olmak üzere vergilerin daha da artacağına ve yeni vergiler getirileceğine dair çalışmalara baktığımızda hükümetin son yolu tercih ettiği ortadadır. Bu aynı zamanda ülkemizde var olan gelir dağılımının daha da bozulması, yoksulluğun ve yolsuzluğun, kredi kartı batağının, gasp-dolandırıcılık vb ekonomik nedenlerle mala ve cana karşı suçların artması demektir. Yani yabancı sıcak para kaçmasın diye hükümet bir yanda dışa bağımlılık politikasını sürdürmekte diğer yanda ise asıl olarak tüketicileri ezmekte yeni yergiler getirmektedir. En azından tüketiciler üzerindeki vergi yükünü azaltmak için hiçbir şey yapmamaktadır. Yapılması gereken kayıt dışı ekonomiyi kayıt altına almaktır. Gelir elde eden herkesten vergi almaktır. Seçim sath-ı mahalline de girildiğine göre, yabancı sıcak parayı kaçıracak bir şey yapması, açık bir krize yol açacağı için mümkün değildir. TÜKODER'e ve tüm Tüketicilere düşen görev bu tam bağımlılık ve esaret politikasını her kesime anlatmak ve tüketiciler üzerindeki yükün hafiflemesine çalışmaktır. Bunun yolu ise dolaylı vergilere karşı kampanyayı yaygınlaştırıp yükseltmekten geçmektedir.

Saygılarımla
Av. Ali ER
TükoDer Genel Başkanı


Tüketiciyi Koruma Derneği | Tüm Hakları Saklıdır.